'' ben ne câmiye yararım , ne havraya . bir başka hamur benimki , başka maya ...'' - hayyam

15/8/2006 - .

 

....... kapı yine açıldı ve sonra kapandı çarpılarak . çocuk kaygılandı  '' gitme zamânım geldi , '' dedi . başıyla onayladı adam : '' evet , geldi '' dedi . sonra dalları göstererek : '' sihirli çiçek diye bir şey olmadığını biliyorsun artık , ama bu dallar ...'' '' evet ! '' diye sözünü kesti oğlan onun . '' biliyorum ama bu dallar var ! '' başka tek sözcük söylemeden , içlerinde en yeşil olan üçünü ona verdi . '' sana daha az  kaldı , yalnız iki tânecik mi saklıyorsun kendine  ? ''  '' evet , '' diye mırıldandı çocuk . '' çünkü siz artık büyümüşsünüz  ve bu ... bu da defne dalıdır ; cesâretin simgesidir . artık beni düşünmeyin ama sizi şimdi bekleyen şeyleri düşünün .'' ve adam , defne dallarını dudaklarına bastırıp , onların acı kokularının gözyaşlarının tadına karıştığını duyarken , şimdiye dek birçok kez yaptığı  gibi , dönüş yolunu tuttu . bu sanıldığı kadar hoşa giden bir şey değildi . kimse zorlamıyordu ki onu buralara gelmeye . kendi isteğiyle çıkıyordu yola ve dönüşlerinde hep yıkılmış , şaşkın oluyordu .başının üstünde göğü bir baştan bir başa geçen yıldızları , kayıp giden burçları , hepsi de birbirini kovalayan bunca şeyi görünce , düşüncelerine o kadar ters düşmesine karşın yine de '' doppler olayı '' kuramını düşündü .ama doğada bile ayrıcalıklar vardı . kendini doğrulamak için , uçup giden ve yorulmak nedir bilmeden her seferinde geri dönen kuşları düşündü . tıpkı kendisi gibi ... oysa adam hep yorgun , bitmiş , şaşkın dönüyordu gittiği yerden . ağzında acı bir deniz tadı duyuyordu . kan da olabilirdi bu . çünkü ciğerleri sıkışıyor , soluğu yetmiyordu . her geri gelişinde yüreği parçalanıyor , her kasında , her ekleminde , derisinin her zerresinde atan sayısız yüreklere bölünüyordu . bütün gün yatakta kalsa bile yorgunluğunu atamıyordu . uyurken ya da uyur gibi yaparken üzerine eğilen insanların sesleri , yeryüzünün öbür ucundan geliyormuşçasına yankılanıyor , sonra gittikçe yaklaşıp tizleşiyorlardı . dönüşünde , ağır bir hastalıktan sonra olduğu gibi , çekeceklerinin  daha bitmediğini , dünle bugün arasında daha uzun bir süre başıboş dolaşacağını biliyordu . ötekiler bunu anlamsız buluyorlar ve bu işi bitirmenin daha iyi olacağını söylüyorlardı . o ise hep aynı şeyi seçiyordu . bunun hiçbir seçim yapmamak anlamına geldiğini düşündü . çünkü açıkça görülüyordu ki iler tutar bir tarafı yoktu bu öykünün . pek bilmiyordu onu niçin anlattığını . belki de içine hapsolunan çemberi ( gerçek bir çember olsun ya da olmasın ) kırıp çıkmanın olanaksızlığını ve bu çemberin içinde her zaman tutsak kalınacağını kanıtlamak için anlatıyordu öyküsünü ...    

 

odoyevski /alaca karanlık

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-08-18 23:27:49 - acı

Yazan: joezombi
tecrübe acı biber gibidir . agzına yalan söylememen için sürülen ilk acı..

uzun yazı yazmam okumam bu uzunmuydu hayır yazarın adını sevmedim yalanının arkasına sıgınarak bir bira daha acıyorum

Düzenleyen joezombi gün: 18/8/2006 saat: 11:29
Bağlantı

2006-08-18 02:27:29 - zeyl

Yazan: isimsiz
Er kişi niyetine !...

sırtımdaki ellerinmi
çek ellerini !...
şefkate muhtaç değilim bugün
yarın gel,
belki sevebilirim...(f.n.mülteci y.sf 6)

gidişim nasıl eğreti omuzlarınızda
ölü kadını öper gibi dudaklarınız.
kaç celse sürecek bensizliğiniz?
doktor bu kesik kaç dikişlik
kapanırmı izi ?...(s.f 15)

dönüşü olmasın gidişlerinin
ben patlarım ya senin için acır !...(s.f 66)

ha birde şu vardı
klavuzsuz kalacaksın
sen şimdi
şehirlerimden göçsün !
boynun kıldan ince
vurulacak kale gibi bekleyeceksin
beni;
t e z d ö n e c e ğ i m (s.f.58)

(söz çoktaa anlayana...)söğüt gibi olma ,çınar ol demiştik halbuki...anlar gibi göründük lakin yanılmışız.tecrübe kolay kazanılmıyor işte.

Nur'un
Bağlantı


<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->